Doç.-DrDoç. Dr. Alper Çelik-Metabolik Cerrahi Uzmanı ile obeziteyi önleyici cerrahi uygulamalar üzerinde konuştuk…

 

  •  Obezite’yi tanımlar mısınız? Bu bir hastalık mıdır? Hangi koşullarda obez kabul ediliriz?

 

Obezite vücutta bulunan yağ miktarının aşırı derecede artmasıyla birlikte meydana gelen bir sağlık sorunudur. Yetişkin bir erkek bireyin vücut ağırlığının ortalama yüzde 20’sini, yetişkin bir kadın bireyde ise vücut ağırlığının ortalama yüzde 25’ini yağ dokuları oluşturmaktadır. Vücutta bulunan bu yağ oranının yüzde 25 – yüzde 30’un üzerine çıkması obezite belirtisidir. Obezite pek çok mekanizmanın rol oynadığı, bireysel ve psikososyal bileşenleri de olan çok yönlü bir hastalık tablosudur. Bunlara ilaveten bir takım yatkınlık genleri, çevre ve davranış bozukluklarının da eklenmesi de obeziteye sebep olabilmektedir. Obezite tedavi edilmediği takdirde tip 2 diyabet, kolesterol ve yağ metabolizması bozuklukları, hipertansiyon, gut, karaciğer yağlanması, uyku apnesi ve kemik-eklem rahatsızlıkları gibi patolojilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

  • Obezite’ye giden yolda hangi aşamalardan geçilir?

 

Obezite dinamik, heterojen ve çok bileşenli bir hastalık tablosudur. Bu nedenle tek bir yöntem ile bu çok bileşenli denklemin çözümü mümkün değildir. Burada önemli olan nokta bireyde obeziteye neden olan faktörlerin net bir şekilde ortaya konulmuş olmasıdır. Örneğin çok ciddi kilo problemi olmasına rağmen şaşırtıcı bir şekilde kan şekeri ve kan yağları ile ilgili hiçbir sorunu olmayan obez bireyler de mevcut.

 

  •  Obezite’ye yatkınlık ve genetik geçişten söz etmek mümkün mü?  Bu konuda araştırmalar ne diyor?

 

Hastaların yarıdan fazlasını etkileyen çok ciddi bir genetik yatkınlık söz konusu. Ancak, bu noktada söz konusu olan yüzlerce gen, hatta gen ailelerinden bahsetmek mümkün. Burada önemli olan nokta aktarılan şey hastalığın kendisi değil, yatkınlık genleridir. Hasta günlük alışkanlıkları ve rutinleri ile bu yatkınlığın hastalığa dönüşmesi sürecini hızlandırabilir veya olumlu alışkanlıklar edinerek bunun önüne geçebilir. Ne var ki, günümüz yaşam standartları ve gıda endüstrisi bunun önündeki en büyük engel.

 

  •  Sadece obezler değil, kilo vermeye çalışan çoğu kişi verdiği kiloyu kısa sürede geri alıyor. Vücudun kilo vermede belli eşikleri ya da dengesi mi var? Neden sürekli kilolu halimize geri dönüyoruz?

 

Obez bireylerin çoğu uygun tedavi, eğitim ve bilinçlendirme ile ilk birkaç ay zarfında kilo verir. Ancak hastaların yüzde 80-95’i bu kiloları aynı süre zarfında fazlasıyla geri almaktadır. Bunun en önemli nedeni hastalar diyet ile kilo verme süreci boyunca kendi endojen hormonları ile bir mücadele verirler ve azalan kalori alımının tetiklediği çok sayıda mekanizma, hayatta kalma içgüdülerinin de etkisiyle, harekete geçerek kalori girdisini artırmaktadır. Bu biyolojik adaptasyon mekanizmaları çoğu zaman bireyin ulaşmış olduğu vücut profilini korumak üzere kalori alımı ve yağ depolanmasını artırmaya yönelik hareket etmektedir. Yani, diyet yaptığınız süre boyunca içgüdüleriniz ve hormonlarınız ile mücadele verirsiniz. 21. Yüzyılın çevre koşulları dahilinde bu girişimler sıklıkla başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.

 

  •  Obezite tedavisinde obezite cerrahisi hangi çözümleri sunuyor?

 

Her şeyden önce bizler Metabolik Cerrahi uygulamaları yapmaktayız. Obezite cerrahisinde üç temel konsept vardır. Ya mide üzerinde mekanik bir kısıtlama yaparsınız ya ince bağırsakların çok büyük bir bölümünü devre dışı bırakırsınız ya da bu iki işlemi kombine edersiniz. İnce bağırsakların devre dışı bırakılması ciddi bir emilim sorununu beraberinde getirir ve bireyi ömür boyu vitamin, mineral, demir ve kalsiyum bağımlısı yapar. Yani, bir hastalık biter, birkaç yeni hastalık başlar. Ancak, bu ameliyatlar kilo kontrolü anlamında uzun vadede başarılı uygulamalardır.

Mide kısıtlaması, özellikle kelepçe ve tüp mide ameliyatları ise uzun vadede özellikle şeker hastalarında başarısızlığa mahkûm uygulamalardır. Çünkü kısıtlama temeli üzerine kurgulanmışlardır ve insan üzerinde yapılacak hiçbir kısıtlama tarih boyunca başarılı olamamıştır. Bu bağlamda hasta seçiminde çok dikkatli olunmalıdır.

Burada çok önemli bir husus var; midenin sol üst dış kısmından salgılanan ve Ghrelin adı verilen, iştah açıcı özelliği olan bir maddeden bahsediliyor. Tüp mide işleminde bu bölgenin alındığı ve bu sayede iştahın kontrol altına alınacağı ifade ediliyor. Bu, kısmen doğru. Her şeyden önce Ghrelin bir hormon değil. Büyüme Hormonu aracısı. İkincisi bizim asıl iştahımızı kontrol eden hormonlar ince bağırsağımızın son bölümünden salgılanıyor. İşte, Metabolik Cerrahi bu aşamada diğer yöntemlerden ayrılıyor. Çünkü aynı zamanda ince bağırsağın son bölümünü de yukarı taşıyorsunuz ve en önemlisi bunu emilimi bozmadan yapıyorsunuz. Yani ömür boyu sürecek bir bağımlılığa neden olmadan da ince bağırsakları yukarı taşımanız mümkün.

 

  • Obezite cerrahisinin tehlikeli olduğuna dair birçok haber okuyoruz. Bu başarısız 

uygulamaların yüzdesi sizce de yüksek midir?

 

Obezite cerrahisinin komplikasyon oranı diğer pek çok ameliyat yöntemine göre daha düşük, tabii iyi eğitilmiş, doğru ellerde yapılırsa. Artık neredeyse merdiven altında tüp mide ameliyatları yapılıyor. Herkes kendisini bir şeyin uzmanı ilan etmiş durumda. Biz bu durumu düzeltmek için çok yakın gelecekte Ulusal Obezite Veritabanı’nı kuracağız. Bu sayede herkes tek kaynaktan doğru ve güvenilir bilgilere ulaşabilecek. Ancak, işin başka bir yönü daha var. Bu haberlerin çoğu kasıtlı olarak servis ediliyor. Çünkü çok ciddi bir lobi söz konusu ve siz gidişata doğrudan müdahale ediyorsunuz.

 

  • Obezite cerrahisinin türleri (ameliyat çeşitleri) var mıdır? Yoksa hepsi mide küçültme ameliyatı ve türevleri midir? 

 

Bu ameliyatların çoğu mide küçültme prensibi üzerine inşa edilmiştir. Ancak, sadece mide küçültme işlemi uyguladığınızda yaptığınız iş mekanik kısıtlama temelli olduğundan, uzun vadede elde ettiğiniz sonuçlar çok yüz güldürücü olmuyor. “Tüp mide ile obeziteye son” gibi ifadeler bilimsellikten uzak yaklaşımlardır. Şunu unutmamamız lazım. İştahımızı ve yeme davranışımızı kontrol eden asıl hormonlar ince bağırsağımızın son bölümünden salgılanıyor. İnce bağırsakların son bölümünü emilimi bozmadan yukarıya taşıdığınız zaman uzun vadeli efektif ve kalıcı kilo kontrolü sağlayabiliyorsunuz. Bunun adı da obezite cerrahisi değil, “Metabolik Cerrahi”dir.

 

  •  Obezite cerrahisi uygulanan kişilerin hayatlarında nelere dikkat etmesi gerekir? Tekrar kilo alabilirler mi?

 

Sadece mekanik kısıtlama, örneğin tüp mide veya mide katlama ameliyatı olmuşsanız evet, tekrar kilo alma riskiniz olacaktır. Bu ameliyatları olan bireylerin belli bir beslenme ve yemek programına dahil kalmaları önemlidir. Çünkü ince bağırsak kaynaklı hormonlarında çok ciddi bir değişim olmayacaktır. Ancak, Metabolik Cerrahi ameliyatı olmuşsanız, yani ince bağırsak hormonlarınız değişmişse durum farklıdır. Çünkü bu hormonal değişim nedeniyle yemek tercihleriniz ve yemeğe bakış açınız değişecektir. En önemlisi bu değişim kendiliğinden olacaktır.

 

Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ege Özgentaş, obezitenin metabolik bir hastalık shutterstock_111885251olduğunu düşünüyor…

“Obezite karın ya da bacaklardan yağ alarak giderilemez, bazı otoritelere göre metabolik bir hastalıktır, birçok disiplinin bir arada çalışarak sonuca ulaşması gerekir. Plastik cerrahi ise aşırı kilolu kimselerin yürüme, dik durma, pişikler ve elbette görüntü problemlerine çare olabilir”.

 

Obezite günümüzde ciddi bir toplumsal sağlık sorunudur ve bazı otoritelere göre metabolik bir hastalıktır. Amerika ve Avrupa’da toplum içine çıkamayan 50-60 kilo fazlası olanlara veriliyor böyle bir destek. Zayıflamak yani kilo vererek normal vücut görüntüsüne tekrar kavuşmak bazı obez kişiler için bir hedef olsa da bunu gerçekleştirmek pek kolay değildir. Günümüzde sayısız zayıflama programları ve diyet formülleri olmasına karşın yalnız gıda kontrolü ile etkili ve uzun ömürlü kilo kontrolü sağlayabilenler azınlıktadır.

 

Plastik cerrahlar obezite tedavisi konusunda ne kadar katkıda bulunabilirler? Öncelikle şunu söylemek gerekir. Aşırı şişmanlık yağların alınması ile düzelmez. Çünkü zararlı olan yalnız vücudun dış kısımlarındaki görünen yağların fazlalığı değildir. İç organlarımızı saran yağların fazlalığı da zararlıdır ve hayati riskler yaratabilir. Ancak bütün çabalara rağmen kilo veremeyen hastalarda günlük yaşamı daha kolay hale getirebilmek için plastik cerrahi bazı katkılar sağlayabilir. Örnek olarak aşırı büyük memeler omuz ve sırt ağrısı, pişik, duruş bozuklukları ve hareket kısıtlılığı gibi fiziksel rahatsızlıklar verebilir. Ameliyat ile memelerin küçültülmesi total bir zayıflama sağlamasa da hastayı çok önemli ölçüde rahatlatmakta, aynı zamanda estetik olarak görüntüsünü düzelttiği için özgüvenini artırmaktadır. Aynı şekilde aşırı sarkık bir karın derisi katlantı yerlerinde pişik ve kötü koku gibi istenmeyen durumlar yaratıp genital bölgede ve cinsel yaşamda olumsuz etkilere neden olur. Karın germe ameliyatı ile bu fazlalığın ve karındaki bombeliğin giderilmesi hem kişinin görüntüsünü hem de günlük yaşam kalitesini çok önemli derecede düzeltir. Plastik cerrahinin en iyi tedavi ettiği durum bölgesel yağ fazlalıklarıdır. Bununla kilo verildiği halde erimeyen yağları kastediyoruz. Basen bölgesi bel ve göbek çevresi yağları bunlara örnek olarak verilebilir. Böyle durumlarda liposuction denilen yağların vakum ile emilerek alınması sorunu tamamen çözebilmektedir.

İkinci bir konu ise verilen kilolardan sonra ciltte oluşacak sarkmaların ancak plastik cerrahi müdahaleleriyle toparlanıp düzeltilebileceği gerçeğidir.

 

Ek bilgi:

Bir plastik cerrah olarak obez bir aileden gelen ve çocukluktan itibaren obez olan kişilerin nomal bir kiloya dönerek ömür boyu bu durumlarını korumaları ihtimalinin zayıf olduğu inancındayım. Hayatının büyük bir kısmını normal kiloda geçirmiş ancak daha sonra bir nedenle şişmanlamış insanların kilo vererek eski hallerine dönme olasılıkları çok daha kuvvetlidir. Buna bir örnek olarak kendimi göstermek isterim. Hayatımın büyük bir kısmını 80 kg civarında yaşadıktan sonra son 5 yılda 94 kiloya kadar çıktım ve diyabetim (şeker hastalığı) ortaya çıktı. Yaşam tarzımı değerlendirdiğimde iştahım fazla mazereti altında normalden fazla yemek yediğimi fark ettim. Güzel bir yemeğin tadını aldıktan sonra daha fazlasını yemenin marifet olmadığını kavradım. Gıdaların hiçbirini (şeker hariç) kısıtlamadan yalnızca günlük yediğimin daha azını yiyerek kilo vermeye başladım ve bir yılda 20 kg kadar zayıfladım. Gece horlamalarım kayboldu. Kan şekerim normal düzeylere indi ve bir yıldır aynı kilomu (74-75 kg) koruyorum. Her şeyi yiyiyorum ama dengeli olarak. Obezitenin sağlıksız bir durum olduğuna inanan ve kilo vermeyi gerçekten isteyen herkesin bunu başarabileceği inancındayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir